Yaklaşık 1 ay kadar önce bilgisayarım bozuldu. Aşırı ısınm, kendiliğinden kapanma gibi sorunları vardı. Hp yetkili servise götürdüm. Ana kartın yandığını,Ankara'ya gideceğini, onarımın 1 ay süreceğini söylediler. Ayrıca bu 1 aydan kasıtta 30 iş günü. Yani benim bilgisayarı alma tarihim 20 niasana falan denk geliyor.
Birçok çalışmamı bilgisayardan yapatığım için firmadan yeni bir bilgisayar istedim. Ancak,bunun da onayını zaten 15 günde alacaklarını,bu süre içersinde bilgisayarın gelebileceğini söylediler. 15 günden fazla bir süre geçti ve bilgisayarımdan hala bir haber yok!
Ben de,Hp yi biraz araştırma yoluna gittim. Benim birçok madur olduğunu öğrendim. Hatta,bir kişinin cihanızını tamir etmedikleri halde,düzelttik diyerek geri verdiklerini de öğrendim.
Bu kadar,kökleşmiş bir firmanın,koskoca Hp firmasını,bu derece berbat bir teknik servise sahip olması çok üzücü. Dünya çapında bu denli önemli yere sahip olan Hp'nin sıradan markalardan farkı olması gerektiğini beklerdim.
Acaba,bilgisayarım olmadığı, yetersiz kalan çalışmalarımın,milyarlık maliyetini Hp karşılar mı?
Ben böyle bir rezaleti ne yazık ki yaşadım,siz yaşamayın.
Eğer bilgisayar almayı düşünüyorsanız,özellikle de, bilgisayar bilgim iyi değil,hangi marka diye düşünüyorsanız, Hp'yi kesinlikle listenizden çıkartın...
Diğer Hp mağdurlarıyla ilgili linkleri de sizlerle paylaşmak istiyorum...,
http://forum.donanimhaber.com/m_19650414/tm.htm
http://mesaj.pclabs.com.tr/75011/hp-servis-rezaleti-2/
7 Nisan 2010 Çarşamba
3 Şubat 2010 Çarşamba
UNUTMADIM,UNUTMAYACAĞIM...
04.02.2007... Kimi için iyi kimi için kötü kimi için de hiç bir şey ifade etmeyebilir bu tarih.
Benim için,öfke,nefret,kayıp ve ÖZLEM demek...
Tam 3 yıl öncesinde, gencecik bir kadın, gözleri ışıl ışıl bir anne, dudağındaki sıcacık tebessümle ayrıldı aramızdan... Tenindeki anne kokusu toprak kokusuna karıştı zamansızca. Elbette ki, takdir Allah'tandır,geldiyse ölüm kapımıza. Yazısı bu kadarmış deriz. Ama bazen de o yazıyı kısalatır birileri biz istemeden. Hatanın adı ecel mi olur o zaman yoksa dikkatsizlik mi, yeter mi savunmaya bilmiyorum. Ama, şunu biliyorum ki yüreklerdeki ateş körüklenir, "doktor hatası" dendikçe. Geri de gözü yaşlı bir anne ve isyan etmesini bile bilmeyen bir çocuk kalır, kalbindeki ana acısıyla...Daha, hasreti, terk edilmeyi,aşk acısını,hayal kırıklığını bilmeden yaşamıştır annesinin yokluğundan kalan acıyı...
Şimdi sadece çerçevelenmiş,sınırlı hatıralarla büyüyecek bu çocuk,bir daha hiç "anne" diyemeden.
Bu anne,bir daha hasta olduğunda bekleyemeyecek kızını başucunda,okula götüremeyecek elinden tutup,dinleyemeyecek ilk aşkını,düzeltemeyecek duvağıını düğününde ve diyemeyecek kızına "gördüğüm en güzel gelinsin" diye...
Ve bunların hepsi neden biliyormusun? Sadece bir hata yüzünden. Bir doktorun, kendi doğruları için yaptığı bir hata yüzünden,değişti bugün hayatlar. Hep de asla telafisi olmayan hatalar...
3 yıl önce, Bursa'daki özel bir hastane de basit bir kist ameliyatı için yürüyerek girdiği hastaneden kucaklarda çıktı Özlem Bengi. Prof. Dr. Şakir Küçükkörmükçü tarafından yapılan operasyon hatayla sonuçlandı. Detayları okumanız içinse aşağıdaki linkleri paylaşıyorum sizlerle.
Tek hatası da bu değil doktorun. Aynı zamanlar da, 23 yaşında genç bir kızın yine hatayla rahmini parçalayarak, anne olmasını engelliyor.
Ben, ameliyatı yapan doktora maille duygularımı zaten ifade ettim. Ona şunu söylüyorum : "İnsanlar, kullar tarafından affedilmeden Tanrı huzuruna çıktıları zaman,Tanrı tarafından da affedilmiyorlar. Ben ve Özlem Bengi'yi seven hiç kimse sizi affetmeyeceğiz.Hatta bu genç kızın ailesi de sizi affetmeyecek. Ve siz bu hakla Tanrı huzuruna çıkacaksınız. Asla rahat uyumayın..."
Biliyorum ki, burada bunları yazmak,bunları paylaşmak hiçbirşeyi değiştirmeyecek. Ne mezar taşına "haksız yere öldü" denmesi ne de bu sözlerin söylenmesi, gideni geri getirmeyecek. Ama şu yazı 1 kişi tarafınan bile okunsa,1 kişiye bile ulaşsa belki sadece birazcık olsun, vicdanımı rahatlatacak... İçimdeki öfkeyi biraz daha atmış olacağım belki,bitmeyeceğini bilsemde...
SENİ ÇOK SEVİYORUM ÖZLEM ABLACIM...
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5998516.asp
http://www.doktormagdurlari.com/magdurlar/Levent%20Kirezci.htm
http://baybul.com/genel-konular/199691-hastanede-supheli-olume-savcilik-sorusturmasi.html
Benim için,öfke,nefret,kayıp ve ÖZLEM demek...
Tam 3 yıl öncesinde, gencecik bir kadın, gözleri ışıl ışıl bir anne, dudağındaki sıcacık tebessümle ayrıldı aramızdan... Tenindeki anne kokusu toprak kokusuna karıştı zamansızca. Elbette ki, takdir Allah'tandır,geldiyse ölüm kapımıza. Yazısı bu kadarmış deriz. Ama bazen de o yazıyı kısalatır birileri biz istemeden. Hatanın adı ecel mi olur o zaman yoksa dikkatsizlik mi, yeter mi savunmaya bilmiyorum. Ama, şunu biliyorum ki yüreklerdeki ateş körüklenir, "doktor hatası" dendikçe. Geri de gözü yaşlı bir anne ve isyan etmesini bile bilmeyen bir çocuk kalır, kalbindeki ana acısıyla...Daha, hasreti, terk edilmeyi,aşk acısını,hayal kırıklığını bilmeden yaşamıştır annesinin yokluğundan kalan acıyı...
Şimdi sadece çerçevelenmiş,sınırlı hatıralarla büyüyecek bu çocuk,bir daha hiç "anne" diyemeden.
Bu anne,bir daha hasta olduğunda bekleyemeyecek kızını başucunda,okula götüremeyecek elinden tutup,dinleyemeyecek ilk aşkını,düzeltemeyecek duvağıını düğününde ve diyemeyecek kızına "gördüğüm en güzel gelinsin" diye...
Ve bunların hepsi neden biliyormusun? Sadece bir hata yüzünden. Bir doktorun, kendi doğruları için yaptığı bir hata yüzünden,değişti bugün hayatlar. Hep de asla telafisi olmayan hatalar...
3 yıl önce, Bursa'daki özel bir hastane de basit bir kist ameliyatı için yürüyerek girdiği hastaneden kucaklarda çıktı Özlem Bengi. Prof. Dr. Şakir Küçükkörmükçü tarafından yapılan operasyon hatayla sonuçlandı. Detayları okumanız içinse aşağıdaki linkleri paylaşıyorum sizlerle.
Tek hatası da bu değil doktorun. Aynı zamanlar da, 23 yaşında genç bir kızın yine hatayla rahmini parçalayarak, anne olmasını engelliyor.
Ben, ameliyatı yapan doktora maille duygularımı zaten ifade ettim. Ona şunu söylüyorum : "İnsanlar, kullar tarafından affedilmeden Tanrı huzuruna çıktıları zaman,Tanrı tarafından da affedilmiyorlar. Ben ve Özlem Bengi'yi seven hiç kimse sizi affetmeyeceğiz.Hatta bu genç kızın ailesi de sizi affetmeyecek. Ve siz bu hakla Tanrı huzuruna çıkacaksınız. Asla rahat uyumayın..."
Biliyorum ki, burada bunları yazmak,bunları paylaşmak hiçbirşeyi değiştirmeyecek. Ne mezar taşına "haksız yere öldü" denmesi ne de bu sözlerin söylenmesi, gideni geri getirmeyecek. Ama şu yazı 1 kişi tarafınan bile okunsa,1 kişiye bile ulaşsa belki sadece birazcık olsun, vicdanımı rahatlatacak... İçimdeki öfkeyi biraz daha atmış olacağım belki,bitmeyeceğini bilsemde...
SENİ ÇOK SEVİYORUM ÖZLEM ABLACIM...
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5998516.asp
http://www.doktormagdurlari.com/magdurlar/Levent%20Kirezci.htm
http://baybul.com/genel-konular/199691-hastanede-supheli-olume-savcilik-sorusturmasi.html
28 Ocak 2010 Perşembe
Akşam oluyor,gecenin karanlığı örtüyor tüm günahları,tövbeleri,Ama saklayamıyor bir tek yalnızlığı. Eski bir sevgili geliyor ziyaretine ansızın.
Tozlanmış anılar ıslatır oluyor yanaklarını.
Uzaktan bir şarkı fısılfıyor rüzgar kulağına,
Ne bir sevgilinin sesine benziyor ne de annenin ninnisine
El ele tutuşuyor dudağındaki kimsesiz tebessümle
Bakıyorum ki kaybolmuşum bugünün içinde
Adına yarın dediğim herşey dün olmuş ertelediklerimde...
EYVAH EYVAH
27 Ocak 2010 Çarşamba
GEÇİCEK
Seçimler mi kaderimizi belirler yoksa kader mi bize seçtirir kararlarımızı? Sanırım, en kötüsü de yalnız kalmaktır aldığımız kararlar içinde.
Her gün bir çok kişiye selam veririz. Birçok kez telefonda konuşuruz. Annemiz,babamız,kardeşlerimiz,dostlarımız... Ama eğer ruhunuz,beyniniz yalnızsa her biri sadece birer sıfat olur yaşamınızda.Hiç bitmeyen konuşmalar,çekişmeler,sorgulamalar boğuşur beyninizde. İşte o zaman, iyi yada kötü bir karar vermeye çalışırsınız. Bir "ben" olursunuz bir "sen" hatta bazen yetmez "biz" olursunuz. Belki de hep "biz" kalmak istersiniz. Diyemezsiniz,"ben"olmayı zaten unutmuşsunuzdur. Ne gidebilirsiniz,ne de kalabilirsiniz? Ne "git" diyebilisiniz ne "kal"..
Kader mi karar mı hangisi etkiler,cevabı siz verin ama sanırım en kötüsü arada kalmak... Verdiğiniz kararı özgürce uygulayamamak. Bu durumda,artık düşünmekte,konuşmakta boşuna olur işte.
O zaman hayaller başlar,keşkeler,beklentiler ve en zoru sabır...
Her şeye ilaç olur denilen "zaman" en büyük düşmanınız oluyor. Hem de mücadele edemeyeceğiniz kadar güçlü bir düşman...
İşte o zaman "umut" çıkıyor sahnenize. Bu sefer sürekli bişeylerin sonlanmasını bekler oluyorsunuz. Beklemek,bişey olmaya çalışmak,sevmeye ve sevilmeye çalışmak... Var olmaya çalışmak,başarmak,yükselmek yada yükselmeye çalıştıkça düşmek... Dur diyememek hızla akıp gidenlere... Sıkışmışlığa teslim olmak, tutsaklığın esiri olmak... Bütün bunlar karar mı kader mi???
Bir kararın bedeli bu kadar ağır mı olmalı. Küçük bir kıvılcıımın sıcağında ısınırken, alevlerin içinde kavrulmak...
Bütün bunları yaşadınız ya da yaşıyorsunuz. Yaşadıysanız, her gecenin mutlaka bir sabahı olduğunu öğrenmişsinizdir. Eğer yaşamaya devam ediyorsanız, unutmayın ki bir gün mutlaka sizin de güneşiniz doğacak. En zor anlarınız da bir kelimeniz olsun. Elinden tutun o kelimenin. "Geçicek" diyin mesela. Her fırsatta, karanlığın en koyusunda olduğunuzu hissettiğiniz her noktada. Sadece tek bir kelime yoldaş olsun size.
Acılar geçicek,isyanlar geçicek,beklentiler geçiçek,sabırlar geçicek ama unutmayın bir şey daha geçicek. "HAYAT" Bu yüzden, çokta vakit kaybetmeden bir karar alın ve kaderiniz olmasına izin verin...
Bırakın sizinde ağacınız özgürce köklerini salsın toprağına. Özgürce sarsın dallarıyla,özgürce döksün yapraklarını, siz sadece hayat verin ona...
Her gün bir çok kişiye selam veririz. Birçok kez telefonda konuşuruz. Annemiz,babamız,kardeşlerimiz,dostlarımız... Ama eğer ruhunuz,beyniniz yalnızsa her biri sadece birer sıfat olur yaşamınızda.Hiç bitmeyen konuşmalar,çekişmeler,sorgulamalar boğuşur beyninizde. İşte o zaman, iyi yada kötü bir karar vermeye çalışırsınız. Bir "ben" olursunuz bir "sen" hatta bazen yetmez "biz" olursunuz. Belki de hep "biz" kalmak istersiniz. Diyemezsiniz,"ben"olmayı zaten unutmuşsunuzdur. Ne gidebilirsiniz,ne de kalabilirsiniz? Ne "git" diyebilisiniz ne "kal"..
Kader mi karar mı hangisi etkiler,cevabı siz verin ama sanırım en kötüsü arada kalmak... Verdiğiniz kararı özgürce uygulayamamak. Bu durumda,artık düşünmekte,konuşmakta boşuna olur işte.
O zaman hayaller başlar,keşkeler,beklentiler ve en zoru sabır...
Her şeye ilaç olur denilen "zaman" en büyük düşmanınız oluyor. Hem de mücadele edemeyeceğiniz kadar güçlü bir düşman...
İşte o zaman "umut" çıkıyor sahnenize. Bu sefer sürekli bişeylerin sonlanmasını bekler oluyorsunuz. Beklemek,bişey olmaya çalışmak,sevmeye ve sevilmeye çalışmak... Var olmaya çalışmak,başarmak,yükselmek yada yükselmeye çalıştıkça düşmek... Dur diyememek hızla akıp gidenlere... Sıkışmışlığa teslim olmak, tutsaklığın esiri olmak... Bütün bunlar karar mı kader mi???
Bir kararın bedeli bu kadar ağır mı olmalı. Küçük bir kıvılcıımın sıcağında ısınırken, alevlerin içinde kavrulmak...Bütün bunları yaşadınız ya da yaşıyorsunuz. Yaşadıysanız, her gecenin mutlaka bir sabahı olduğunu öğrenmişsinizdir. Eğer yaşamaya devam ediyorsanız, unutmayın ki bir gün mutlaka sizin de güneşiniz doğacak. En zor anlarınız da bir kelimeniz olsun. Elinden tutun o kelimenin. "Geçicek" diyin mesela. Her fırsatta, karanlığın en koyusunda olduğunuzu hissettiğiniz her noktada. Sadece tek bir kelime yoldaş olsun size.
Acılar geçicek,isyanlar geçicek,beklentiler geçiçek,sabırlar geçicek ama unutmayın bir şey daha geçicek. "HAYAT" Bu yüzden, çokta vakit kaybetmeden bir karar alın ve kaderiniz olmasına izin verin...
Bırakın sizinde ağacınız özgürce köklerini salsın toprağına. Özgürce sarsın dallarıyla,özgürce döksün yapraklarını, siz sadece hayat verin ona...
4 Ocak 2010 Pazartesi
Filin Doğum Anı ve Yavrusunun Hayata Dönüşü
Bu video da 22 aylık bie hamilelik döneminin sonundaki mucizeye şahit olacaksınız.
Yüzyıllar boyunca savaş ve törenlerin en önemli yük hayvanı olarak kullanılan fillerin,yasak avlanmlar nedeniyle özellikle de Asya kökenlilerin soyları giderek tükeniyor. Şimdi izleyeceğiniz görüntülerde ise koruma altında olan bir filin,yaklaşık 600 gün süren hamilelik döneminin ardından kaydedilen doğum anına şahit olacaksınız.
Ana yurdy Hindistan Yarımadası ile Sahra'nın güneyindeki bölgeler Asya fillerinin nesli,fil avcıları nedeniyle hızla tükeniyor. Doğaş yaşam alanları kısıtlanan memelilerin en cüsseli üyesi olan fillerin gebelik süresi ise neredeyse 2 yıl sürüyor. Doğum ani diğer memeli türlerine göre oldukça zorlu geçen fillerin,doğumun hemen ardından yavrularını yaşatmak için sarfettikleri çaba ise mucize gibi. İşte belki de hayatınız boyunca hiç şahit olamayacağınız bir mucize olan o doğum anı ve sonrasında yaşananları linke tıklayarak izleyebiliriniz.
http://www.dailymotion.com/video/xashy9_filin-dogum-any-ve-yavrusunun-hayat_animals
Yüzyıllar boyunca savaş ve törenlerin en önemli yük hayvanı olarak kullanılan fillerin,yasak avlanmlar nedeniyle özellikle de Asya kökenlilerin soyları giderek tükeniyor. Şimdi izleyeceğiniz görüntülerde ise koruma altında olan bir filin,yaklaşık 600 gün süren hamilelik döneminin ardından kaydedilen doğum anına şahit olacaksınız.
Ana yurdy Hindistan Yarımadası ile Sahra'nın güneyindeki bölgeler Asya fillerinin nesli,fil avcıları nedeniyle hızla tükeniyor. Doğaş yaşam alanları kısıtlanan memelilerin en cüsseli üyesi olan fillerin gebelik süresi ise neredeyse 2 yıl sürüyor. Doğum ani diğer memeli türlerine göre oldukça zorlu geçen fillerin,doğumun hemen ardından yavrularını yaşatmak için sarfettikleri çaba ise mucize gibi. İşte belki de hayatınız boyunca hiç şahit olamayacağınız bir mucize olan o doğum anı ve sonrasında yaşananları linke tıklayarak izleyebiliriniz.
http://www.dailymotion.com/video/xashy9_filin-dogum-any-ve-yavrusunun-hayat_animals
2 Ocak 2010 Cumartesi
Dünya Tehlike Altında
Dünyamıza 26 yıl sonra bir asteroidi düşüyormuş. Rus bilim adamlarları bunla ilgili toplantılara başlamışlar. Dünya da Fransa büyüklüğünde bir çöl meydana geleceği iddia ediliyor. Asteroidi'nin durdurulması için milyandolarlar harcanması gerekebilirmiş. Bilim insanalrı gerekirse bu paranın harcanacağını hatta ABD,Çin ve Avrupa ülkelerini de kapsayan bir proje oluşturlması bekleniyor.
Asteroidi düşüer mi düşmez mi bilmeiyorum ki düşeceğine de inanmıyorum ama en azından insanlık adına bişeyler yapılması sevindirici :))
Siz ne dersiniz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





